Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kaunus’dan Petra’ya 2

Sabah Erken kalakıp kahvaltı sonrası hemen petraya gidiyoruz biletlerimizi alıp başlıyoruz gezimize

Önce Petra hakkında bilgiler :

Petra, Nabati Krallığı (Nabataean Kingdom)’nın başkentidir. Kumtaşı kayalara oyularak inşa edilen şehir, önemli kervan yolları üzerinde olmasından dolayı yüzyıllar içerisinde zenginleşmiş ve ülke toprakları Kızıldeniz’den Şam’a kadar genişlemiştir. Ancak Roma İmparatoru Trajan’ in M.S. 106’da Nabati topraklarını Roma’ya bağlamasından sonra başkent Bosra’ya taşınımış ve Petra eski ticari önemini yitirmiştir. Arap yarımadası kökenli oldukları tahmin edilen Nabatiler eski başkentlerinde Hristiyanlık ve İslam dönemlerinde de yaşamaya devam etmiş ancak M.S. 12 yüzyılda inşa edilen küçük bir Haçlı dönemi karakolundan sonra Petra tarih sahnesinden tamamen kaybolmuştur. Yaklaşık altıyüz sene sonra Johann Ludwig Burckhardt adlı bir gezgin bu kayıp kenti yeniden keşfetmiş ve o gün bugündür Petra Ortadoğu arkeolojisinin en önemli ve hakkında en çok konuşulan kentlerinden biri olmuştur. 6.12.1985’te UNESCO Dünya Kültürel Mirası listesine alınan Petra 7.7.2007’de Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilmiştir.

Haçlılar döneminden sonra dış dünyaya tamamen kapanan Petra kentini yaklaşık 600 sene sonra 1812 yılında isviçreli gezgin JOHANN LUDWIG BURCKHARDT yeniden keşfetmiştir. Arapça öğrenip adını da Şeyh İbrahim olarak değiştiren Burckhardt kendisini müslüman bir tacir olarak tanıtmıştır. Petra’da sadece birkaç saat geçirmesine rağmen büyük keşfi sayesinde ünlü olmuş ve kendinden sonraki gezginlere Petra yolunu açmıştır.

Léon de Loborde Burckhardt in Petra’ yı yeniden keşfetmesinden  sonra 1826′ te yol arkadaşı Betlefonds İle bölgeye gelen Loborde Petra’da altı gün konaklamış ve David Robetrs’tan önce Petra’mn ilk resimlerini yapmıştır.

                     Al Siq kanyonuna ulaşmak için öncelikle 800 metre uzunluğundaki Bab As Siq denen bir bölgeyi geçmek gerekiyor. Bu kısa yolculuk sırasında hemen karşıda gözüken ve Djinn Blocks (Cin Kayaları) denen yapılarla karşılaşılıyor. Bölgede bulunan yaklaşık 40 adet Cin Kayası’nın Tanrı Dusharo ile ilgisi olduğu düşünülüyor.

Siq kanyonu girişi

1200 metre uzunluğundaki Al Siq dovorlonnin yüksekliği 91 m Ile 182 m orasında değişmekte ekip kanyonun en dar yeri 3 m genişliğindedir

1996’da meydana gelen selden sonra beton yol yapılmış.

Petra’lılar içme suyunu taşımak için altta gözüken kanalların içine topraktan yapılmış künkler yerleştirmişlerdir. Günümüze kadar kırılmadan gelebilmiş künklerin bir kısmı müzede sergilenmektedir

Al SIQ’teki duvaro işlenmiş olan deve kervanı rölyef i. Kervancı ve devenin bir bölümü halen seçilebilmektedir

Hazine binasının M.Ö.86 vö M.5. 25 yıllan arasındaki bir dönemde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ortadaki Tholos Afrodit ve Isisle  ile ilişkendirilenen tanrıça Al Uzza’ nin yüksek kabartması mevcuttur. Tanrıça Al Uzza va tanrı Busshara Petra nm en önemli tanrılarıdır Soldan üçüncü sütun tamir görmüş yerine yerleştirilmiştir. Sag ve soldaki atlı figürler, Zeus ve Leda’nın ika oğulları Cistor ve Pollue oldukları tahmin edilmektedir.

 

Efsaneye göre Firavun dillere destan hazinesini yukarıda ortada görülen kavanoz kapağının üstündeki yuvarlak top gibi taşın içine saklamış ve ancak taşın üstündeki sihirli nokta vurulduğunda taşın ikiye ayrılıp içindeki altınların yere döküleceğine inanılırmış Al Khazneh (Hazine) adı da bu efsaneden kaynaklanmaktadır

.

NECROPOLIS

Fosadlar Caddesi ile Tiyatro arasında bulunan mezarlık Kraliyet Mezarları na nazaran daha basit bir şekilde yapılmıştır

 

Tiyatro M:S.1yy başlarında yapılmışM.S. Roma hakimiyetinden sonra genişlemiştir.Sahne binası hariç tamamen kayalara oyularak yapılan tiyatro bu özelliğiyle antik dönemin ender görülen tiyatrolarındandır.

Petra’mn en güzel yapılarından olan Urn Tomb’un alt katındaki mermerli bölümler bir donem hapishane olarak kullanıldığından yerel halk tarafından Al Mahkama olarak da adlandırılmaktadır.

Urn Tomb un Nebaten krallarından Malcnus II veya Arefoi IV ait olduğu sanılmaktadır Ayrıca yapının M.S 447’de Piskopos Jason tarafından kiliseye çevrildiğine dair yazıt yan duvarda görülebilmektedir

Silk Tomb  Yüzeyindeki renkli kum taşlarından isim almış

CORINTHIAN TOMB Kraliyet Mezarları arasında en yıpranmış olanıdır, ikinci kottaki kırık alınlık ve tholos yapısıyla Al khazne yi andırmaktadır Adını korint başlıklı sütunlardan alan mezar, Sütunlu Cadde (Colonnade) ile aynı eksende olmasından ötürü çok önemli bir şahsiyete ait olmalıdır

 

Üzerindeki Latince yazıttan da anlaşıldığı gibi bu mezar Arabia Provınce’in Roma valisi Sextus Fiorenti nu s için oğlu tarafından M 5.130 yapılmıştırSextus Florentinus Mezarı, üzerinde yozit olan ender yapılardandır.

Günümüzde kullanılan Arapça’nın da kökeni olduğu kabul edilen Nabataean (Nabatt) yazısının Kuzey Sami dillerinden olan Aramice’den türediği bilinmektedir. Bugün oldukça azsayıda rastladığımız örneklerden yola çıkarak Nabati Alfabesinin sağdan sola yazılan 22 tane ünsüz, noktasız ve bitişik harflerden oluştuğunu görmekteyiz.

 

Byzantine Church yada Petra Church olarak da bilinen bu kilise 1990’da ortaya çıkarılmıştır.M.S.450’de doha önce aynı yerde bulunan bir nebati tapınağının üzerine inşa edilen kilisede yapılan kazılar sonucu çok önemli mozaik yer süslemeleri bulunmuştur.

Baptistery (Vaftizhane) 1993 yılında sol opsidin dış kısmında yapılan kazılarda M S 7 yüzyıla ait 152 adet papirus yazma bulunmuştur American Center of Oriental Research (ACOR) tarafından halen incelenmekte olan belgeler Ürdün antik tarihinin şimdiye kadar ele geçen en kapsamı dokümanlarıdır

            

Great Temple

Qasr Al Bint (Kız Kalesi) – Bedeviler tarafından Qasr Al Bim Al Faraoun (firavun kızı Kalesi) olarak da adlandırılan M Ö 1.yy Tanrı Dusshara’yo adanmıştır.

Qasp Al Bint yüzyıllardır kandi basino ayakta duran Patra’daki tek (free standing) yapıdır. Al Khazneh ve Great Temple’dan 4 m. daha geniş bir fasadı olan Qaxr AlBint’in yüksekliği 23 m dir Temenos’un orijinal tas döşemeleri ve altarın izlerini halen görmek mümkündür

Petra Müzesi’nin önünden başlayan El Deir yolculuğu için Nabataean’lar tarafından kayalara oyulan yaklaşık 800 adet basamak  ve patika yollar kullanılmaktadır Yaklaşık 45 dakika sürüyor

 

Al Khazneh den daha büyük olan El deir M.S 40-70 orası veya daha sonra yapıldığı tahmin edilmektedir Geç dönemde manastır olarak da kullanılan yapının Deir adı buradan gelmektedir (DeyrulZafaran,Deyrulumur gibi) El Deir. Al hazneh’ye gore daha az süslüdür. Yüksekliği 40.2 metre olup eni 46,9 metredir İç mekan Al Khaznen de olduğu gibi son derece sade olup duvardaki bir haç figüründen doloyı manastır olarak da kullanıldığı düşünülmektedir Odanın boyutları 11.5 m x 10 m ‘dir

 

 

 

 

  Dönşte güzel manzaraların fotorafını çekerek indik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aylini terlikleri koparmadan bu geziyi bitirdiği için tebrik ediyoruz

 

 

 

 

 

 

 

 

                      Yorgun bir halde Petra’dönüp yemek yiyoruz . Hedef doğruca Musa kayası Ama öncesinde Motorları yıkadık 🙂

 

        

                 Ain Muso (Musa Pınarı) Wadi Musa kasabasına 2 km. uzaklıkta olan bu kutsal mekan, Hz.Musa’nın büyük yolculuk sırasında halkının su ihtiyacını karşılamak için asası ile kayaya iki kez vurarak su çıkardığı yer olarak kabul edilmekte. Alt resimdeki kaya Musa kayası

 

Musa Pınarı

 

 

Burada suyun tadına baktıktan sonra Hedefimiz Vadi  Rum

Rum kasabası çölden önceki son istasyon olup, çöl turuna çıkacak olan gruplar son hazırlıklarını bu kasabada yapmaktadırlar. Bölge güvenliğini sağlamak için kasabada bir çöl karakolu da mevcut.Burada bir bedevi ile anlaşıp 50 ürdün dolarına 2 saatlik çöl gezisi ve gün batımı seyri ve çay ikramı için anlaştık.

 

Çölde bir ADV

Burada bir şelale olduğunu söylüyorlar

           

 

 

   

 

                             Günün sonunda  Akabe ye doğru yola çıktık . Akşam Aabeye 10 km uzaklıkta güney sahilinde Moon Bedoin   Hotel de kaldık

                             AQABA(Akabe) Kızıldeniz’in bu en kuzey noktası olan Akabe Körfezi 4 ülke (Ürdün, israil. Mısır ve Suudi Arabistan) tarafından paylaşılmaktadır. Ürdün bu kıyıların sadece  20 km.lik kısmına sahiptir Hemen yanıbaşında İsrailin Eliat şehri var.

                              Sabah istemeden de olsa erken kalkıyorum .Zaten bu gesilerde nedense gün aydınlandıktan sonra doğru dürüst uyuyamıyorum. Kahvaltılarımızı yapıyoruz. Bu arada Şam’da ilk gün pazardan peynir , zeytin almıştık. Fakir olan otel kahvaltılarının yanında ne iyi ettiğimizi konuşuyoruz. Gidecek olan arkadaşlara tavsiyemiz olsun.

 

                              Bu gün dalış yapacağız. Saat 10 na doğru bir minibüs geldi ve bizi dalış merkezine götürdü.

 

                

 

Resimde görüldüğü gibi bize  okadar ağırlığı bağladıktan sonra yaklaşık 150-200 m sahile kadar hem gidişte hem dönüşte yürüttüler. Kısa ve güzel bir dalış yaptık. Fakat kişi başı 45 JD yaklaşık  90 tl ye değmez bir aktivasyon. Türkiyede daha ucuz ve konforlu yapılabilir ama su altı farkılı olacaktır. Tavsiyem Akabeye giderseniz mutlaka dalış yapın ama sadece snorkel yeterli.

132 metre ile dünyanın en yüksek bayrak direği olan Aqaba Flagpole. 2008 ‘de bu rekoru Türkmenistan’dak i 133 metrelik bayrak direğine devretmiştir. Aqaba bayrak direği Anıtkabir’deki bayrak direğinden (33,5 m.) yaklaşık 4 kat daha uzundur.

                  

                    Sonraki vakitlerde programa baktık ve Akabe kalesini gezmekten vaz geçtik bir yemek yedik ve Kerak kalesine doğru yola çıktık. Otobanda canımız sıkıldığından ilk fırsatta kral yoluna saparak buradan devam ettik.

                  

 

                      Akşam üstü Kalenin yanında bir otele yerleştik ve yakınlarda tesadüf Türkiye aşığı bir Ürdünlü lokanta sahibiyle tanıştık . Kerakta akşam yapılabilecek bir atraksiyon olmadığından Erkenden yattık .

     Otelin girişine motorları yerleştiriken

 

Sabah erkenden Kaleyi gezdik Hala yenileme çalışmaları devam ediyordu.  Kerak kalesi hakkında bilgilerde şunlar :

Kerak kalesi

Ürdun sınırlan içerisindeki en ünlü Haçlı Kalesi olan Kerak (Al Karak), tarihi Kral Yolu (King’s Highway) üzerindeki bir tepede kurulmuştur Deniz seviyesinden 930 metre yüksekte olan bu bölge. Kudüs ile Akabe arasındaki önemli kervan yollarının da geçtiği hakim bir noktadır Kalenin hemen yanındaki Kerak şehrinin. Eski Ahit’teki adı Kir Moob’tır Roma döneminde Choracmoba olarak adlandırılan kent  Madaba’da ki ünlü St.George haritasında bu isimle tasvir edilmiştir

Kerak Kalesi, Suriye’de bulunan Crac De Chevaliers gibi heybetli bir yapıya sahip olmamakla birlikte Haçlılar döneminin en önemli olaylarına tanıklık etmiştir. Kale 1142 yılında, Montreal Lordu. Payen le Bouteiller tarafından inşa edilmiştir.

1176’do kalenin kontrolünü ele geçiren ve barbarlığıyla ün salan Reynaud de Chatillon yapılan ateşkes antlaşmalarına rağmen 1186 yılında Kahire’den Şam’a giden bir kervana Kerak yakınlarında saldırınca Selahaddin Eyyübi 1187’de Hıttin savasında Chotillon ve tüm Haçlı ordusunu yenerek daha önce iki kez almayı denediği Kerak Kalesi’nl nihayet 1189 de ele geçirmiştir. Kale daha sonra Memluk Sultanı Baybars tarafından 1263 yılında genişletilmiştir. Kerak Kalesi Osmanlı ordusu tarafından da kullanılmıştır

Buradan Ölüdenize doğru indik . Dünyanın2. tuzlu gölü. İlginç yanı deniz seviyesinin 400 m altındadır. Buradan hoşlanmayan Nuri abim denize girmekten vaz geçerek vadi Mujip e doğru ilerledik. Vadi mujip Önünde konu ile ilgili tanıtım resimleri ve bilgilerinden dolayı ziyaretten vaz geçtik . Bu gün hiç bir şey yapmak içimizden gelmiyor.

Hedefimiz Amman

Amman, 1946’da kurulan Ürdün Krallığı’nin başkenti olmadan önce Transjordan Emirliği’nin merkezi olup sıradan bir kasaba büyüklüğündeydi. Dolayısıyla, aynen Ankara gibi Amman da bugünkü görünümüne 1946’da başkent olduktan sonra ulaşmıştır. Amman’ın nüfusu yaklaşık olarak iki milyondur 

Eski Ahit’te Amman’dan Rabbatti-Amon olarak bahsedilmektedir. Helenistik dönemde ise kentin adı Philadelphia olarak değiştirilmiştir. Old Town denen küçük bir bölge halen mevcut olmasına rağmen Amman’da, Şam, Halep ya da Kahire gibi bir şehir dokusu maalesef yoktur.

Amman, Roma ve Istanbul gibi yedi tepe (Jebel) üzerine kurulmuş ve tepeler birbirlerine Circle denen meydanlarla bağlanmıştır. First Circle dowtown Amman’a en yakın meydan olup, yeni şehir

batı yönüne doğru. Eight Circle’a kadar uzanmaktadır.

1948 ve 1967’deki Arap-israil Savaşları sırasında ve sonrasında Filistin topraklarından Ürdün’e çok büyük bir göç olmuştur. Toplam 13 kampta yasayan Filistinli mültecilerin sayısı bugün itibariyle 1.827,000 ‘dir.

                             Doğrudan kaleye gidiyoruz Amacımız müzeyi gezmek.

Amman Ulusal Müzesi oldukça küçük bir müze olmasına rağmen GhazaI heykelleri ve ölü Deniz Tomarları (Kumran Metinleri)’nin bin kısmının da aralarında olduğu önemli eserlere sahiptir.

Ain Ghazal’dan çıkarılan ve bilinen en eski antropomorfik (insan biçimli) heykeller olarak kabul edilen eserler müzenin en değerli parçaları arasındadır

M.ö. 7250-5000’e tarihlenen Ghaza 1974’te bir yol inşaatı sırasında ortaya çıkarılmıştır. Söz konusu heykeller ise 1985’teki kazılar sırasında bulunmuş ve bir kısmı British Museum ve Smithsonian Enstitüsü tarafından restore edilmiştir.

Bereket Tanrısı Atargatis. Khirbet Tannur yakınlarındaki bir Nabataean tapınağında bulunan büstün M.S.l. yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir

1947’de Qumron’da bulunan ve dinler tarihinin neredeyse yeniden yazılmasına sebep olan Olü Deniz Tomarları (Dead Sea Scrolls).

Amman Ulusal Müze’de sergilenen Ölü Deniz Tomarları altı parçadır ve bakır levhalar üzerine yazılmıştır. Kağıt ve deri üzerine de yazılmış olan metinlerin toplamı yaklaşık 800 parçadan oluşmaktadır ve hemen hepsi Kudüs’teki "The Shrine Of The Book" müzesinde sergilenmektedir.

Olü Deniz Tomarları. Musevilik ve Hristiyanlık tarihinin bugüne kadar bilinen en eski yazlı kaynaklardır

Amman Tiyatrosu M. S. 2. yüzyılda imparator Antoninus Pius döneminde yapılmıştır. 1957 yılında bir restorasyon geçiren tiyatro üç Cavea ‘Ii mimarisiyle Efes Tiyatrosu’mı andırmaktadır

Temple of Herakles (Hercules) Amman Herköl Tapınağı M.S.162-İ66

yılları arasında İmparator Marcus A urei lus zamanında yaptırılmıştır.Ana tapınağın boyutları (31 m.X 26 m.) olup. Témenos alanı (122 m. X 72 m.) dir

 

 

                             Ziyaretimiz sonrasında Tekrar yola çıktık. Buşraya yanlışlıkla uğradık ama sıcak ve yorgunluktan fato.çekmeyi unutmuşuz .Dikkatimi çeken burada Suriyede gördüğüm ayakta kalan en iyi durumdaki yapıyı yani tiyatroydu. Yine fazla zaman kaybetmeden Hims e yola çıktık . Akşam simdiye kadar kaldığımız suriyedeki en iyi otelde kaldık Eski bir otel temiz, nezih, kahvaltısı en iyi şehir merkezinde ve  içi çok ihtaşamlıydı.

Hims yada Hums Suriye’nin 3.büyük şehri..Turizm açısından pek çekici olmayan şehir daha çok endüstri merkezi olmasına rağmen önemli bir konuma ve yine önemli tarihi eserlere sahip.
buradaki ziyaret edilecek yer Halid Bin Velid Camii Halid Bin Velid Hz.’leri  yedinci hic’ri yılında Müslüman olmuş,Mute savaşındaki başarısından dolayı Hz. Muhammed tarafından Allah’ın kılıcı diye övülmüştür.Humus şehrini savaşmadan alan Halid Bin Velid Hz.’leri  burada vefat etmiştir. Halid Bin Velid Camii’nde Halid Bin Velid Hz.’leri ile Hz. Ömer’in oğlu Hz. Ubeydullahın kabirleri bulunmakta

 

         Gece Hims te trafik

                   Sabah erkende kahvaltı yaparak   Halid Bin Velid Camii  ziyarette gitmek istedik ama nekadar polislere sorduysak da bize aptal ayağı yaparak yardımcı olmadılar .Sabah sabahta sokakta doğrudürüst insan yok.Bizde doğruca Krak des Chevaliers kalesine gittik.

kale hakkında

Humus kentinden yaklaşık 40 km batıda bulunan Hisn Kalesi (Krak des Chevaliers) , Suriye’deki en önemli Haçlı dönemi kalelerinden birisidir. Kalenin bugünkü adı, etrafında bulunan köyün adı olan El Hüsn’den geliyor. Nisan ve Ekim ayları arasında 09:00-18:00 arası açık olan kale, Kasım ve Mart ayları arasında 09:00-16:00 ziyarete açık. Kalenin içinde fotoğraf çekilmesine izin veriliyor; dinlenmek ve susuzluğunuzu gidermek için bir kahvehanesi de mevcut.
Kalenin iki bölümü bulunuyor. 13 burcu olan bir dış ilk bölümü oluştururken, iç duvar ve iç kale ikinci bölümü oluşturuyor. Bu ikisini, içindeki suyla bir zamanlar atların sulandığı ya da banyoların doldurulduğu bir kale hendeği ayırıyor. Ancak şu anki hendekteki su durgun ve pis. 4 metre kalınlığında duvarın içinden geçen kapının oluşturduğu ana girişten geçip kaleyi savunan burçları geçtiğinizde avluya varıyorsunuz. Duvarları zarif oymalarla dolu bir koridoru geçtikten sonra içinde eski bir ocak, bir kuyu ve tuvaletlerin bulunduğu geniş ve kubbeli bir salona ulaşıyorsunuz. Avludaki küçük kilise Kale’nin Sultan Baybars tarafından alınmasından sonra camiye dönüştürülmüş. Caminin minberinde hala vaaz yerini görebiliyorsunuz. Prenses Kulesi’nin tepesinde bulunan kahvehanede muhteşem manzara eşliğinde dinlenebiliyorsunuz. Kale, kıyı bölgelerinden ülkenin iç kesimlerine kolay erişim sağlayan ve bölgenin önemli yollarından biri olan Humus Geçidi’ne hakim tepelerden birinin üzerine kurulmuş.

Mısır Firavunu Ramses, bölgenin önemini anlamış olmalı ki, yakınlarında bulunan ve dünya tarihine ilk barış anlaşmasıyla geçen Kadeş’te Hitit ordusuna karşı savaşmış.
Malta Şövalyeleri, kaleyi genişletme ve imar etme çalışmalarına 1170 yılında başlamışlar. Zamanının en son savunma yeniliklerine sahip olan kale, tepe eteğinde kazılan bir kale hendeğinin ayırdığı geçmeli iki duvar tarafından korunuyormuş. Kaleye şu anki giriş, daha sonra Haçlıları’ın eklediği bir geçişten giriliyor (soldaki köşeli kule Memlükler zamanında eklenmiş). Dik bir rampayla kalenin içine giriliyor; dönüşün ardından alçak savunma hattına ve duvarlar arasındaki boşluğa doğru dümdüz ilerliyorsunuz.

Boşluğun sol yanına doğru birkaç uzun basamağın ardından aşağıya, banyolara doğru iniyorsunuz. Banyolardan sonraki ilk kulede bir kapının geride kalan izleri görülebiliyor. Bu kulenin dibinde kemerli ahırlar bulunuyor. Atların serbest kalıp başka yere kaçmasını engellemek için bağlandığı halkalar hala duvarlarda. Ahırların diğer yanında, dar bir geçidi aştıktan sonra tam ortasında kocaman bir sütun bulunan bir odaya geçiliyor. Sütunun üzerinde kazınmış yazılar var. Dar geçide geri döndüğünüzde, basamaklar sizi duvarın üzerine çıkarıyor. 1936 yılında restore edilen geniş bir yürüyüş yolu, uzun batı duvarını kaplayarak sizi iç kalenin avlusuna götürüyor. Bu arada, sıradışı Prenses Kulesi’nin dibindeki merdivenleri kullanıyorsunuz.

Kalenin en görkemli binalarından biri üst avlu girişine bakıyor. Klasik Gotik tarzına sahip olan bu kemeraltı, Haçlı döneminin sonlarına doğru 13. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş. Hemen arkasında, ince kubbesiyle daha erken döneme ait olan Büyük Salon bulunuyor. Daha ilginç bir oda, bu salonun ilerisinde bulunuyor. 120 metre uzunluğundaki dönemeçli alanın sağ yanında bulunan 12 kuburuyla tuvalet olarak kullanılan bölgeyle, sol yanında bulunan bölüm de (ekmek fırını ve büyük genel fırınla) mutfak, kuyu ve ardiye (kocaman zeytinyağı küpleri insanın dikkatinden kaçmıyor) olarak kullanılmış. Kale işte burada hayat kazanıyor. Ardiye bölümlerinin ilerisindeki dev sütunlarla dolu alanın yemek salonu olarak kullanıldığı düşünülüyor.

Avluya geri döndüğünüzde, gözünüze çarpan kubbeli küçük kilise, bir camiye dönüştürülmüş. Caminin yanındaki merdivenler, Prenses Kulesi’ne çıkıyor. Burası, kaleyi ziyarete gelenler için bir kahvehane/lokantaya dönüştürülmüş. Burada soğuk içeceklerin yanında Humus şarabı da içebiliyorsunuz. Yemek olarak da kebap, meze ve köfte arzu edenlere sunuluyor. Sarmal bir merdivenle düz terasa çıkabiliyorsunuz. Bulutların çok olmadığı bir gün, düzlüklerden ve tepelerin üzerinden Safita’yı görebiliyormuşsunuz.
Üst katlara çıktığınızda, güneybatı köşesindeki yuvarlak kulenin, 1260 yılında yapılan bir eklemeyle yapılan Bey odasını içerdiği düşünülüyor. Kalenin en nefis süslere sahip penceresi bu odada bulunuyor.

Ziyaret sonunda doğruca Lazkiye ye gittik Öğle yemeğinden sonra Türkiye’ye   geçiş yaptık. Bu etaplarda sunuma değer fotoğraflar olmadığından geçiyorum.

Yayladağ sınır kapısında geçip doğruca Hatay a künefe yemeğe gittik . Sonra İskenderunda ilk konakladığımız otelde konakladık. Sabah erkende yola çıkarak akşam üstü evimize vardık.

Yollarda görüşmek üzere 🙂

Seyahat içinde yayınlandı | 1 Yorum

Kaunos’dan Petra’ya

d

 

 

 

middle east

        http://www.everytrail.com/swf/widget.swf
Map your trip with EveryTrail

 

Petra ,ilk fotoğraflarını gördüğümde orada olmak hayal gibi geliyordu. Sonraki yıllarda motosiklet sevgisi ile başlayan kısa  geziler, uzun turlar derken 2 sene önceden beri gitmeyi planladığım yere gidecektim. Fakat bu tur daha önceki Avrupa turlarından zor olacağını  araştırma safhasında anladım . Çünkü internette özellikle Suriye’de nerede kalınır, ne kadara kalınır  internette çok sağlıklı  bilgiler yoktu. Bende bulabildiğim otelleri Google Eart’de işaretleyerek özellikle büyük kent giriş ve çıkışlarını rota çizerek ve bu bilgileri kendi Gps me atarak uzun bir hazırlanma dönemi geçirdim.

İş şartları da uygun olunca  yola çıktık .

Ortacadan  2 saatlik sürüş sonunda Antalya’da İbrahim Erkal ile  kepezde buluştuk Biraz sohbet sorasında tekrar yollara düştük

Tınaz tepede yemek sonrası sinek temizleme çalışmaları

Bu etap Türkiye’de geçtiğinden hızlı geçiyorum . Akşam İskenderun’da konakladık .Güzel bir yemeğin ardından ertesi güne dinç hazır olmak için  hemen yattık.

Eşim Aylin için günün engüzel jesti gelen kahvesi oldu.

                         

İkinci gün sabah saat 7 de kalkıp kahvaltı sonrası motorlarımızı bıraktığımız garajda hafiften yıkayıp hemen Cilvegözü sınır kapısına doğru yola koyulduk.

Sınırda dizi dizi  tırlar

                          

Sınır kapısında işlemlerimizi hemen kısa süre içinde hallettik Bunlar :150 tl triptik , kişi başı 15 tl yurt dışı harcı ve postaneden bir miktar Suriye parası aldık

Sonra Suriye gümrüğüne gittik . Orada 40 dolar para bozduruyorsunuz ve tüm masrafınız bu para rüşvetler dahil. İşlemler düzensiz , ne yapacağınızı bilmeden dolanıyorsunuz. Sinirler burada  bozulmaya başlıyor zaten .Son olarakta bütün onaylar alınmış işlemler birmiş bizde çıkışta oh bitti derken tekrardan pasaportlar kontrol ediliyor.

Nihayet bu işler bittikten sonra Halep’e doğru yola çıkıyoruz . Halep girişi ve çıkışı  kolay bir şehir.4 milyon nüfusu ile Suriye’nin ikinci büyük ve tarihin en eski şehirlerinden biri.Osmanlı döneminden kalan çarşı,pazar,han ve bedestenleri ile ünlü şehir İstanbul,Bursa ve Gaziantep’e çok benzemekte. Halep’in bir diğer özelliğide ürettiği ipek, sabun ve Halep’te yetişen fıstıklarla yapılan muhteşem tatlıları.Tatlılar ile ilgili önemli bir bilgi; 6 ay kadar bozulmadan dayanabiliyormuş

Rahatça kaleyi buluyoruz ve oradaki turizm polisine motorları emanet edip  başlıyoruz gezmeye. Önce kale Giriş kişi başı 150 suri (1 dolar 45 suri) Kale şehirden 50 m yükseklikte   

      

                                                                                                                                                         

                                         

Nedense Motorların başında polis olmasına rağmen yinede güvenemedim. Aldım kaskı-montu elime

Kaleden görüntüler

        

Kale içi panoramik görüntü

Sorasında kapalı çarşıyı geziyoruz . Halep kapalı çarşısı 15.YY da yapılmış ve uzunluğu 10 km olan sokakları ile Ortadoğu’nun en uzun çarşısı olma özelliğinide taşıyor. Hemen yanımıza düzgün Türkçe konuşan bir çocuk geldi ve  gezdirebileceğini söyleyince hemen kabul ettik .Günlerden cuma olduğundan çoğu dükkan kapalı. Bizi güzel bir lokantaya götürüyor. Hakikaten yol boyunca yediğimiz en nefis yemekleri yedik.

Zekeriya a.s. Camii(Umeyyed Camii) şehrin en eski ve en ünlü camisi.Şehir merkezindeki camide uzun süredir restorasyon çalışmaları yapılmaktaymış.Burayada girişte bayanlar gri renkli örtülere giyiyorlar

kaleden görünüm

içeriden görünüm

 

Halep camisinin minaresi. 45 metreymiş

Çocuklar her yerde çocuk

İçerideki türbede kadınlar ve erkekler için dua okuma yeri ayrılmış

Ahşap oyma ve geçme işçiliği

sokaklardan görünüm

ender açık dükkanlardan

Dışarıdaki modern camiiler

 

Halep çarşı sokaklarında dolaşıp fazla zaman kaybetmeden yola çıkmak istedik. Doğruca Hama’ya doğru gittik. Doğu dillerinde “kale” anlamına gelen ve içinden Asi Nehri gecen Hama.. Asi Nehri üzerindeki su dolaplarından ötürü Medinetün Nevair(su dolabı şehri) de denilen Hama,Coğrafyacı Ebu’l Feda’nında şehri.Hava çok sıcak olamasına karşın Asi nehrinin serinliği hemen değirmen başında fark ediliyordu. Günlerden cuma olması dolayısı ile çok kalabalıktı. Yollarda her gölge yer piknikçiler tarafından tutulmuştu. Buradan birkaç fotoğraf alıp gösterilen aşırı ilgiden dolayı Palmyra ya doğru hemen yola çıktık.

  

Amaç gün batımını yakalamak. Zennube’nin yada Zenobia nın şehrinde gün batımı başka bir güzel.

                                                                                        Çölde

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gecesi

   

Burada Allgeau – Orient Rallisine denk geldik. Geleneksel ralli hakkında şöyle bir bulduk:

“Dünyanın en eğlenceli otomobil yarışı 29 nisan 2010 tahinde başlıyor.. 2006 yılından beri her yıl düzenlenen rallide, bu yıl Türk takımıda bulunuyor.Almanya’nın allgeau şehrinden başlayıp Ürdün’ün başkenti amman’da sona ericek.
Rallinin parkuru ise şöyle;
Almanya, Avusturya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Bosna, Kosava, Arnavutluk, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan, TÜRKİYE, Suriye ve Ürdün.”

Palmyra çölün ortasında bizim Efes harabelerimize benzeyen,dev sütunlardan ve antik kalıntılardan oluşan bir şehir.Şehirin kuruluşunun 19.YY dayandığı düşünülüyor. Zenobia’ya ve Palmyra beraber anılıyor.Bu güzel çöl kraliçesinin hikayesini bilmeden Palmyra’yı anlamak pek mümkün değil…Bu yüzden ben öncelikle internette bulduğum ve çöl kraliçesi Zenobia ile Palmyra’nın efsaneleşmiş hikayesi

Palmira şehrinin kraliçesi Zenobia. Selahattin Eyyubi ile birlikte Suriye topraklarının en önemli iki isminden biri. Zenobia nın babası Roma vatandaşı da olan bir Bedevi soylusu ve Palmiralı bir senatör. Annesi doğumda ölen Zenobia nın eğitimine çok önem veriyor. Mısır dilini, Yunancayı, Aramiceyi ve Latinceyi konuşabilen Zenobia, tarihe çok meraklı, Homer ve Plato yu okuyor. Kervanlarla bölgedeki diğer yerlere seyahate çıkıyor. İçki içmeyi seven, avlanmaktan çok keyif alan ,güzel akıllı ve çok çekici bir kadın. 258 yılında, 20 yaşına geldiğinde Palmiranın kralı 60 yaşındaki Septimus Odaenathus ile evlenir. Romalılardan nefret eden Zenobia bu evliliği iktidara ulaşmada bir amaç olarak görmektedir. Odaennathus un ikinci evliliğidir. Tahtın varisi ise kralın ilk evliliğinden olan oğlu Hairan. 266 da Zenobia nın kendi oğlu doğar, Adı Tanrıçanın armağanı anlamına gelen Vaballathus tur. Bir yıl sonra 267 de hem kral hemde oğlu suikaste uğrarlar. Bu ölümlerden Zenobia ne kadar sorumludur çok bilinmez.
Oğlu kral ilan edilir ancak henüz çok küçük olduğu için Zenobia onun adına yönetimi eline alır. Kocası hayattayken meclis toplantılarına katılarak, hatta hasta olduğu zamanlarda onun adına meclisi bizzat yöneterek siyaseti öğrenmiştir.
Bu sırada Romalılar zor durumdadır. Gotların kuşatması ellerini kollarını bağlamış durumdadır. Bu fırsattan yararlanan Zenobia Doğu Roma imparatorluğunu Sasanilerden korumak adına yeni bölgelerin işgaline başlar. Çok iyi bir binici ve ordusundaki askerlerle beraber, gerektiğinde 5-6 kilometreyi sorunsuzca yürüdüğü yazılmıştır. Ankara, Kadıköy, Filistin ve Lübnan a kadar gider. Antakya yı işgal ettiğinde Roma ya burayı senin adına işgal ettim diye mesaj yollar. Daha sonra İskenderiyeyi de alır ve burada affedilmez olanı yaparak kendi ve oğlu adına para bastırır. Bu Romaya karşı başkaldırının tam adıdır. Bir süre sonra Roma ya tahıl sevkiyatını da durduracaktır. Amacı Romayı yıkıp, iktidarı Palmira ya taşımaktır.
Tam da bu sırada, hep söylendiği gibi kaderin bir cilvesi olarak  Gotlar Roma kuşatmasını kaldırırlar. Bunu duyan Zenobia Roma ya bağlılık mesajını gönderir ama artık Roma ona güvenmemektedir.
Roma imparatoru Aurelian yüzbin kişilik bir ordu toplayarak Palmiraya hareket eder, Zenobia onu Anadolu da beklemektedir ancak kendi ordusu yirmibin kişiliktir. Zenobia geri çekilmek zorunda kalır. Nihayet Roma Palmirayı kuşatır, ancak Kraliçe gerekli hazırlıkları yapmıştır. Her gece şehrin meydanlarında ziyafetler verip, eğlenceler düzenlemekte adeta Romalılar la eğlenmektedir. Ancak Romalıların çevredeki Bedevilerle işbirliğine gitmesi Zenobia nın planlarını bozar. Bir gece gizlice bir deve sırtında şehirden ayrılarak eski düşmanı Sasaniler le anlaşmak üzere yola düşer, ancak Fırat nehri kıyılarında yakalanır.
Tüm gururuna karşın şehrini kurtarmak adına Roma imparatoru önünde diz çöker, kendisinin değil ama Palmira nın bağışlanmasını ister. Çok sevdiği şehrinin yıkılıp yağmalanması en büyük korkusudur. Aurelian onun bu isteğini kabul eder, oğlu ile birlikte esir alınarak Roma ya doğru yola çıkartılır. İstanbul boğazını geçerken oğlu öldürülür. 274 yılında altın zincirlere vurulmuş olarak Roma da ortaya çıkacaktır. Onun güzelliğinden ve zekasından çok etkilenen Aurelian ona Tivoli yakınlarında bir villa verir.
Zenobia nın bundan sonraki hayatı için iki farklı hikaye var. İlki hikayeye göre; Zenobia Romalı bir yönetici ve senatör ile evlenerek, büyük bir lüks içinde yaşamış, Roma aristokrasisi içinde bir filozof ve sanatçıların koruyucusu olarak hayatını sürdürmüştür. Bu evliliğinden kızları olduğu ve onların da önemli Romalı asillerle evlendiği söylenir.
İkinci hikaye ise bir süre imparatorun metresi olmak zorunda kalan Zenobia nın, Aurelian ın yeni bir Sasani seferine çıktığı sırada Trakya da suikaste gitmesinden sorumlu olduğu, ve bunun ardından da intihar ettiğidir.
Palmira da ise, Zenobia ayrıldıktan sonra bir ayaklanma ortaya çıkar. Daha önce şehri affetmiş olan imparator bu kez acımasız davranır ve Roma ordusu geri gelerek Zenobia nın sevgili şehrini yıkıp yağmalar ve büyük ölçüde harabeye çevirir.

Sabahleyin 7’de kalkıp daha uyanmamış olan otelciyi uyandırıp kötü bir kahvaltı yapıyoruz. Tekrar harebelere gittik.

 

Burada birkaç fotoğraf çekip çevredeki muz ve zeytin ağaçlarının içlerine daldık Bütün araziler etrafını çevirmişler.

Saat 10 na doğru yönümüzü Malula’ya doğru çevirdik.

Bundan 5 sene önce giden bir dostum ol üstünde 2 tane Bağdat cafe var derken şimdilerde 3 tane Bağdat kafe olmuş .Birincisinde mola verip dinleniyoruz.

Malula Şam’a 56 km mesafede bulunan,bir dağın eteklerine kurulmuş Hıristiyan köyü Malula’ .Dağın tepesinde duran Meryem Ana heykeli ise Malula’ya varır varmaz ilk dikkatinizi çelkecek.Malula’da Arapça’nın dışında Hz.İsa’nın yaşadığı yıllarda Suriye’de ve Filistin’de konuşulan ve bu gün tamamen unutulmanın sınırına gelmiş Aramice isimli antik bir dil konuşulmakta.Kilisedeki din görevlisinin verdiği bilgiye göreyse bu dil şu anda sadece Suriye’de 3 köyde konuşulmakta

 

 

 

 

Malula’nın eteklerine kurulmuş olduğu dağın tepesindeki Meryem Ana heykeli dikkat çekiyor. Dünyanın en eski manastırlarından Takla manastırında hala Hz. İsa’nın da kullandığı dil olan Aramice ayin yapılıyor. Daha sonra Hıristiyan inancına göre Azize Takla’yı korumak için Allah tarafından açıldığına inanılan dağların arasındaki yolda yürüyerek tepeye vardık. . Malula gezisinin ardından yolumuza devam ediyor Şam’a gidiyoruz.

 

 

 

 

 

Şam’a girişte google earth de çizdiğim rota çok işimize yarıyor. İstediğimiz tere hemen varıyoruz. Fakat benim işaretlediğim oteller ya dolu yada fiyatları internette gördüğümüzden çok pahalı yada bize öyle söylüyorlar. Böylece otel aramaya başlıyoruz . yaklaşık 1 saatlik bir aramanın ardından. Merkezde heryere yakın Şam polis merkezinin yanında vasat bir otel bulduk. İki gün buradayız. Ardından geçen 3 günün ardından hem dinlenmek hem de Suriyenin göz bebeği olan başkentlerini iyi gezmek istiyoruz. Odalarımıza çekiliyor.2 saat kadar dinlenip başlıyoruz gezimize Ama önce balkondan görünmesi için motorları daha güvenli bir yere park ettik

Hamidiye Çarşısı.1863 yılında Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdulhamit Han tarafından yaptırılan çarşı,İstanbul’daki Kapalı Çarşı’yı andırıyor ve Kapalı Çarşıda olduğu gibi genel olarak turistik eşya satışı yapan dükkanlar yer alıyor

Akşam eski şam evi restoranına gittik. Ortam mükemmel ama yemekler hiçte öyle değil.

Dahasonra kahve bahçesine gidiyoruz Ve şimdiye kadar yediğimiz en büyük kazık 3 kahve 1200 suri ye yaklaşık 30 dolar Malesef suriyede her yerde bu var .Yolunmuş kaz gibi hissettim kendimi

Otele dönmeden önce Osmanlıdan kalma tarihi tren istasyonunu gece Fotoğraflamak istedik

Hicaz Demiryolu Projesi’ni ilk olarak Osmanlı Padişahı 2.Abdulhamid ortaya atar.Hicaz Demiryolu İradesi’ni 2 Mayıs 1900 tarihinde yayınlar ve yapımına 1 Eylül 1900 da başlanır.Bu proje Bağdat demiryolu hattının devamıdır ve 2 demiryolu birleşince İstanbul,Şam üzerinden kutsal Mekke ve Medine’ye bağlanacaktır.O dönemdeki hesaplara göre İstanbul’dan Mekkeye ulaşım 120 saatte gerçekleşecekti.Bu projenin bir diğer amacınında Yemen ve Hicaz’da Osmanlı’yı güçlendirmek,Mısır’da Osmanlı nüfusunu arttırmak ve askerleri bu bölgelere güvenli bir şekilde sevketmek olduğu söylenmektedir.

             

Ertesi sabah ilk işimiz kahvaltı yapıp doğruca Türk konsolosluğuna gidip 6 ay vizesi kalan pasaport süresini buradaki konsoloslukta uzatmak istiyoruz . Sebebide vatandaşına dünyanın en pahalı pasaportunu veren ülkemizin( 5 yıllıkvize yaklaşık 650 tl kadar) yurt dışındaki konsolosluklarda bu miktar 88 sterlin olması. Fakat islemleri 1 ay sürüyor size ancak 6 ay uzatırız diye zorluk çıkarması üzerine hayal kırıklığına uğruyoruz. Ama internetteki bilgiler farklı söylüyordu. (bkz. http://www.turkishconsulate.org.uk/tr/pasaport_faq.htm )

Günün geri kalanında Önce Emevi camiini sonrada Şam sokaklarında rahat rahat gezdik.

7000 m2 lik bir alanı kaplayan Emevi Camisi bu alanda ayrıca Selahaddin Eyyübi türbesi,Hz.Hüseyin’in kızı Seyyide Rukiye Camisini,Türk şehitliğini ve turistik eşya satan bir çok dükkanı barındırıyor.
705 yılında Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik tarafından camiye çevrilen ve Müslümanlar tarafından kıyamete yakın Hz.İsa’nın yeryüzüne ineceğine inananılan "Ak Minare" bu camiye ait.
Camide ayrıca Hz.Yahya Peygamberin kabri ile Hz.Hüseyin’in Kerbela’da Yezid’in adamları tarafından kesilen ve Şam’a getirilen mübarek başlarının defnedildiği ve ziyaret edildiği bölüm bulunmakta

Burada Farsça ağıtlar ağlayan kadın ve erkeklere rastlıyoruz

                                                 

İlk Türk pilot Şehitlerimiz

Buradan Sülemaniye külliyesine gidiyoruz

Cam atölyesi

  

Çiçek fuarı varmış

 

Şamın eski sokaklarını gezdik

     

     

        

     

     

    

    

    

               

 

                Sabah erkenden kalkarak Ürdüne doğru yol aldık. Şamdan ayrılmadan önce Son padişah Vahtetdinin mezarına gitmek istedik .Fakat çizdiğim rota üzerindeki yol çalışmaları ve ara sokaklardanda ulaşma denemeleri başarısızlıkla sonlanınca vaz geçtik.

                Ürdün Suriye sınırında suriye tarafında hoş olmayan can sıkıcı işlemler ve sonrasında Ürdüne geçip doğruca Jerah’a doğru gidiyoruz .

                Öğleye doğru Jerah a  vardık. Hava sıcak ve tozlu şiddetli rüzgar yok ama her yer toz içinde .Vakit kaybetmeden başlıyoruz gezimize.

                Roma imparatorluğu’nun doğu eyaletleri içerisindeki en önemli kentlerden biri olan Jerash, imparator Trajan zamanında inşa edilen "Via Nova Trajana" yolu üzerinde bulunmaktadır. Ortadoğu’nun en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olarak kabul edilen ve 800.000 m2’|ik.geniş bir alana yayılan Jerash’ta, bir Roma kentinde olması gereken tüm ana yapılar mevcuttur. Ancak adına Oval Plaza da denen ve ilginç bir mimariye sahip olan Forum alanı oldukça dikkat çekicidir,

M.S, 1 yüzyılda oluşturulan Decapolis (On Şehir) Konfederasyonu’nun önemli bir üyesi olan Jerash, imparator Hadrian tarafından 129 yılında ziyaret edilmiş ve kent halkı bu ziyaret onuruna kendisine anıtsal bir kapı ithaf etmiştir. Bizans döneminde hristiyanlık bölgede hızla yayılmış ve sadece imparator Justinian zamanında kentte yedi kilise inşa edilmiştir, M.S. 614’teki Sasani istilasından sonra kent. Haçlılar, Eyyübiler, Memluklar ve Osmanlılar tarafından da iskan edildikten sonra eski önemini tamamen kaybetmiştir,

Önce  güney kapısında giriyoruz .MS 130 yapıldığı tahmin ediliyor

buradan Oval plazaya açılıyor

İki oturma bölümünden oluşan Güney Tiyatro’nün üst sıraları kısmen tahrip olmuşsa da en üst sıradan Jerash kentinin panoramik manzarası görülmeye değerdir Zaman zaman gösteriler oluyor

  

Kazısı devam eden Cardo maximus

Artemis Tapmağı’nın 11 adet korint başlıklı sütunu tam 1858 senedir yıkılmadan ayakta durmaktadır

Propylaeum

Kuzey kapısı

NYMPHAEUM(çeşme Binası)

Cardo maximus

Hadrian Kapısı’nın hemen arkasında yer alan ve Roma döneminde at yarışları, atletizm oyunları ve gladyatör dövüşleri için kullanılan Hipodrom (244 m.x 52 m.) boyutlarındadır. Yapılış tarihi M.S 1. ve 3.yüzyıl arasında olduğu tahmin edilen Jerash Hipodromu’nun seyirci kapasitesi yaklaşık 15.000 kişidir.

Jerosh Hipodromumun M.S. 7. yüzyılda Sasani’ler tarafından polo oyunları için de kullanıldığı bilinmektedir.

 

İmparator Hadrian’ın Jerash’ı ziyareti anısına MS. 129 yapılan Zafer Takı (Triumphal Arch) Hadrian anısına yapılan benzer anıtsal kapılar Anadolu’da da bulunmakta olup en bilineni Antalya Hadrian Kapısıdır

havanın sıcak olması sebebiyle malesef görmeyi unuttuğumuz bir yer vardı

Church of St.Cosmos and St.Damian

Jerash’ta bulunan 15 kiliseden en iyi korunmuş olanıdır. M 5.533’te inşa edilen bu kilise, Kilikya(Ayaş)’da M.S.287’de öldürülen doktor kardeşler. Cosmos ve Damian’a ithaf edilmiştir. St.Luke dan sonra<I> </I>doktorların koruyucu azizleri olarak kabul edilen bu ikiz kardeşlerin en ünlü işleri birçok resimde de yer alan Etiyopya’lı bir hastaya yaptıkları bacak naklidir Foto. internetten alıntıdır

                       Daha sonra Madaba’ya rotamızı çevirdik.

 

Madaba’nın en bilinen kilisesi olan Church of St.George !9 yüzyılda yapılmış otup, asıl önemi tabanında muhafaza ettiği; 6.yüzyıla tarihlenen mozaikten kaynaklanmaktadır.

Mozaik haritanın orijinalinde  kullanılan renkli taş parçası yaklaşık 2 000 000 civarındaydı. Oysa günümüze ulaşabilen kısım orijinalin ancak üçte biridir ve bu haliyle bile yaklaşık 750.000 parçadan oluşmaktadır. Harita 1965 yılında restore edilmiştir.

Modoba archaeological Pork, St.fieroge Kilisesi’mn yakınlarında olup 1990’larda ziyarete oçılmısttır. Müze Pork’ın içinden geçen dogu-batı Roma Caddesi oldukla iyi korunmuş olup caddenin İki yanında 6.yüzyıla ait Virgin Mary ve Prophet Elias Kiliseleri mevcuttur. Parktaki en önemli mozaik, 5.yüzyılda yapılmış olan ve Hippolytus Hail denen bölümde sergilenmektedir

Madaba yakınlarındaki Mount Nebo tepesi. Eski Ahit’in beşinci kitabı olan (Deuteronomy) Tesniye’ye  göre Hz.Musa’nın kırk sene sûren büyük yolculuğu sonunda (Promised Land)-Vadedilmiş Topraklar’ı . gördüğü yerdir. Bu kutsal tepe aynı zamanda Hz.Musa’nın Öldüğü yer olarak da kabul edilmektedir

Hz.Musa dan yüz sene süren esaretten sonra îsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkarmış ve Eski Ahit’in İkinci kitabı olan (Exodus)  anlatıldığı üzere kırk sene sûren yolculuktan sonra halkına Vadedilmiş Topraklar’ı işaret etmiştir.

Mt. Nebo da bulunan ve Moses Memorial Church olanak bilinen kilisenin ilk olarak M S 4.yüzyılda yapıldığını , M.S. 6 yüzyılda bir manastıra çevrildiğini biliyoruz 1930 da Franciscan Brothers (Fransisken) mezhebine ait rahipler tarafından satın alınan kilise restore edilmiş durumda. 16.Mart 2000 de Papa II. John Paul ün de ziyaret ettiği Mount Ne bo, Ürdün’ün en kutsal bölgelerinin başında gelmektedi

  Tabiiki biz gitiğimizde restrasyon çalışmalarından dolayı kiliseyi göremedik sadece çıkartılan mozaikler sergileniyordu.

Kum fırtınasından dolayı buradaki güzel manzarayıda göremedik

İtalyan sanatç, Giovanni Fantoni tarafından yapılan bu anıt Hz.Musa’nın  bronz yılanı ve Hz.Isa’nın çarmıha gerildiği haçı sembolize etmektedir

                   Buradaki işimiz bittiğinde Kral yoluna saparak 80 km ilerledik Sonrasında Petra’ya geç kalmamak için otobandan devam ettik. saat 10 sularında petra gate otele yerleştik.Sabah erkenden kalkmak ve dinlenmek için bir şeyler atıştırıp odalarımıza çekildik.

Devamı için buraya tıklayın

Seyahat içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BMW R1200GS/GSA şanzıman yağı değişimi

BMW R1200GS/GSA şanzıman  yağı değişimi çok basittir. Resimde görüldüğü gibi alttaki şanzıman yağı boşaltım vidasını çıkararak yağı boşaltıyoruz.

Daha sonrada şanzıman yağı dolum vidasını çıkarıyoruz

Yağ iyice boşalttıktan sonra (10dk en az bekleyiniz) 0,8 lt. Castrol SAF-XO (75W90 tam sentetik dişli yağı) ilave ediyoruz.

daha her iki vidayı 30nm torkla sıkıyoruz.

tüm mekanik  bilgileri tavsiye niteliğindedir, doğabilecek hasar ve zararlar uygulayanın kendi sorumluluğundadır

BMW R1200 GSA bakım içinde yayınlandı | 1 Yorum

BMW R1200GS/GSA DEFRANSİYEL YAĞI DEĞİŞİMİ

BMW R1200GS/GSA DEFRANSİYEL YAĞI DEĞİŞİMİ her ne kadar servisler 40000km de bir  yapılıyor olsa da 20000km bir olmasında fayda vardır.

Kullanılacak malzemeler torx anahtarları, Castrol SAF-XO (75W90 tam sentetik dişli yağı)Optimoly TA (Molibden katkılı yüksek basınç gresi)Staburags NBU 30 PTM (Asit içermeyen gress)

 

Öncelikle arka tekerleği ve çamurluğu söküyoruz . Buraya kadar kolay olduğundan fotoğraf koymadım.Daha sonra defransiyel  yağ boşaltma tıpasını açıyoruz .Bu tıpa 08 modellerde altta daha önceki modellerde ise yan taraftadır. 08 önceki modellerde paraleveri ayırıp şaftfan difransiyeli kurtardıktan sonra yağı boşaltıyoruz.

 

Yağ boşalırken diğer taraftan fren kaliperini söküyoruz.

Lastik gergi ile havada asılı kalacak şekilde sabitliyoruz.Daha sonra buna hız sensörünün kablosunu da  asacağız.

 

Sonra aşağıdaki resimde oklarla işaretli şekilde görülen hız sensörü  ve kablosunu sabitleyen vidaları söküyoruz.

 

 

 

Sensörü yavaşça çıkararak ucunu kağıt mendille temizleyip fren kaliperinin yanına asıyoruz.(Yukarıdaki resimde görülüyor)

Daha sonra Paraleveri defransiyelden ayırıyoruz.

 

Difransiyel aşağıya düşecektir . Eğer ayrılmazsa yavaşça bastırdığınızda ayrılacaktır. 08 önceki modellerde şimdi yağ boşaltabilir.

Ben şaft – defransiyel frezelerini yağlamak için ayırıyorum.Bu frezeleri Castrol Optimoly TA  ile yağlıyorum.

Defransiyel tarafı

Şanzıman tarafı için plastik kelepçe kesilir ,körük sıyrılır,tornavida yardımıyla şaft biraz geriye çekilir,yağlama işlemi diş fırçası yardımıyla yapılır.

 

Bundan sonra körüklerin metal ile temasta olan yüzeyine  (kırmızı ile işaretli yerlerden)  Staburags NBU 30 PTM uyguladık .

Yine yukarıdaki resimde görüldüğü gibi tekrar paraleveri sabitliyoruz.

Bmw servis manualinde defransiyele  0.23 lt. yağ koyunuz diyor. ABD giden yazıda defransiyel içinde fazla basınç olduğundan 0.18 lt. yağ koyun diye bilgiler gelince ben 0.2  lt. , 50cc lik enjektör yardımıyla yağ koydum. Bu işlemi yaparken oldukça yavaş yapmak gerekiyor aksi taktirde yağ dışarıya boşalabiliyor.

 

Artık geriye söktüğümüz parçaların hepsini geriye takmak kaldı.

Sıkarken kullandığımız tork verileri şunlar.

Yağ boşaltma tapası : 20 Nm
Paralever bağlantı vidası : 43 Nm
Hız sensörü vidası : 4 Nm
Fren Kaliperi tespit vidaları : 24 Nm
Arka Lastik Bijonları : 60 Nm
Çamurluk vidaları : 8 Nm

tüm mekanik  bilgileri tavsiye niteliğindedir, doğabilecek hasar ve zararlar uygulayanın kendi sorumluluğundadır

BMW R1200 GSA bakım içinde yayınlandı | 5 Yorum

BMW R1200 GS/GSA buji değişimi

BMW R1200 GS/GSA buji değişimi  silindir içindeki buji 20000 km de  ve silindirin altındaki buji her 40000 de bir değiştirilmesi gerekiyor. Bu motorunuzun daha iyi ateşleme yapması  için gereklidir . Ben her iki bujiyi 20000 km de bir değiştiriyorum .

Gerekli olan 4 Adet  Ngk DCPR8EKC  buji , torx anahtarı, 16 mm buji anahtarı ,buji pipo çıkarıcı

Öncelikle Silindir korumalar ve ardından  buji kablosunu koruyan korumanın sökülmesi gerekiyor . Alttaki resimde görüldüğü gibi  beyaz nokta olan kısımdan tutulup, öne doğru çekerseniz rahatlıkla çıkacaktır

Daha sonra buji piposunu resimde görülen alet (Buji pipo çıkarıcı)ile dışarıya doğru çekiyoruz

Alt buji için okların gösterdiği vidaları sökeceğiz.

Daha sonra burada bulunan plastik boruyu (pipo) aşağıya doğru ok yönünde çekeceğiz.

 

 

Şimdi baktığınızda buji uçlarını göreceksiniz. 16 mm buji anahtarı ile bujileri söküp yenilerini yerine koyabilirsiniz . Ben sibop ayarı yapacağım için silindir kapağınıda sökmüştüm

Silindirdeki master buji

 

Alttaki resimde 16mm buji anahratı ile yeni bujiyi yerine takıyoruz

 

Silindirin altındaki bujiyi yerine takıyoruz

Daha sonra  her iki silindirde bujileri ,tork anahtarı ile 23 nm tork ile sıkıyoruz . Daha sonra söktüğümüz  pipoları aynı şekilde bastırarak geriye takıp, bağlantı vidalarını 8 nm tork ile sıkıp işimizi bitiriyoruz

tüm mekanik  bilgileri tavsiye niteliğindedir, doğabilecek hasar ve zararlar uygulayanın kendi sorumluluğundadır

BMW R1200 GSA bakım içinde yayınlandı | 1 Yorum

Rodos

Eylül 2007

Hafta sonu kaçamağı yapalım hazırda vize varken Rodos’a gidelim dedik . Size az sözlü bol fotolu bir Rodos ziyareti ..

 Bu arada küçük bilgiler vereceğim gidiş geliş açık bilet kişi başı 75 Euro motosiklet dükkanlarını dolaştım ücretler Türkiye’den farklı değil bazı yerlerde daha kazık zaten turist diye havada kazıklıyorlar . Oradaki esnaf Türkler bile gözünüzün yaşına bakmıyor.

 

Kale içinde pansiyonda kaldık .Eleni pansiyon. İki kişi 45 Euro tek kişi 25 . Rodos’ta yemek fiyatları turistik bölgeye göre makul .

50 cc scooter kiraladık 24 saat 20 Euro

Ama bir krep yapıyorlar ki harika tadı damağımda

hemen Lindos’a doğru yola çıktık. Tüm Yunanistan’da olduğu gibi Rodos tada kaza yerinde ölenlerin anısına ….

Lindos manzaraları

 

 Lindos un eşekleri Bu eşekler le 5 Euro karşılığı kaleye çıkartıp getiriyorlar

 

Lindos ’un içi

 

Böyle dar sokaklardan ilerliyoruz

 

Bu mozaikler çok güzel. Türkiye’de de Rum köylerinde bunları görmek mümkün .Doğal ve yerel taşlar kullanılıyor.

Bunlarda incelikler

Güzellik bakılan pencerededir

 

Rodos’a dönüyoruz

 Rodos kale içi St. John şövalyelerinin izlerini taşıyan tarihi güzellikleri ile dikkat çekici bir yer Eski Şehir, Ortaçağa ait 6 kapıdan oluşan bir kalenin içine kurulmuş bir şehirdir. Yüzyıllar önce yaşanmış olaylar, atlı şövalyelerin gezdiği dar sokaklar, kalenin mistik havası ve içerisinde bulunan yapıları ile ilgi çekmektedir.

Sokakları

Cami ve Çan kulesi yan yana

Rodos Heykeli’ni simgeleyen "Elefos" ile "Elafina" isimlerinde iki geyik heykeli bulunuyor.

Kale içinde müze girişi

 

Kale Girişleri

İç sur ve dış sur arsındaki hendek

Çan Kulesi

  Şövalyeler sokağı

İlgimi çeken diğer bir konu “kapılar” Eskiden Tüm yerleşim yerlerinde sıkça görünürlerdi .Fakat buradakiler çok bakımlı

 

 

 

Gece kale içinde ışık oyunları

Osmanlıdan kalma ve Türkçe isimlerle camii ve çeşmeler var.

 

Mehmet ağa camii  Maalesef bütün camiler tadilat bahanesiyle kapalı Türk okullarıda kapalıymış  

Şadırvan

 Kale içinde konaklamak pahalı bu otelin fiyatları 110 Euro’dan başlıyormuş

Çok şemsiyeci dükkanı var ve çeşit çeşit şemsiyeler var

Plajı

Sahili

Bu ağaçların ne olduğunu bilmiyorum ama bunlardan çok var ve müthiş bir gölgesi var . Büyüklüğüne bakarmısınız

Sonuç : Rodos mükemmel bir yer muhakkak görün diyorum ..Ne öğrendim : Rumlar tarihine ve mallarına bizden daha iyi sahip çıkıyorlar ..

Seyahat içinde yayınlandı | 1 Yorum

Paris’te Yılbaşı

Yılbaşında Aylin’in çarşamba ve perşembe günün boş olması ve cuma günün tatil olması fırsat bilerek yılbaşında Paris’e gitmeyi planladık . Sonrasında Paris hakkında araştırma yaptık .Ne yenir neresi gezilir nasıl gezilir alternatifle nelerdir. Önümüzde bunlar için yeterli zaman vardı.Ayrıntılı bir hazırlandık ve bu arada metro hattını inceledik. GPS de bu bölgeleri işaretledik.

30 Aralık Çarşamba günü Saat 8.00 de çocuğumuzla vedalaşarak havalimanına gittik. İstanbul Atatürk Hava limanına saat 10 00 civarında vardık. Saat 12 30 da Paris uçağına bindik ama yaklaşık 1 saati geçkin bir zaman rötarla hareket etti . Fransa saati ile saat 4.30 Paris Charles De Gaulle Havalimanına indik. Yarım saat aşkın bir zaman pasaport kontrol ve yarım saatten fazla bir zamanda da otelimize vardık.

Çok yorucu bir yolmasına rağmen hemen bavulları odaya attık  ve GPS açıp Ressamlar tepesi ,Sacré Cœur, Moulin Rouge görmek , gecesini yaşamak ve soğan çorbasını içmek için yürüyerek kafelerin ve mağazaların bulunduğu dar sokaklardan geçerek Montmartre’ye gittik.

Ara ara çok hafif yağmur çiseledi

Ressamlar tepesinde dışarıda bir kafeye oturup Soğan çorbasın tattık ama yarısını bile içemeden bıraktık .

Dönüşte bir marketten Fransız şarabı, peyniri ve baget alarak otele gittik.

 

Ertesi gün erkenden kalktık. Ama Paris’te Hava geç aydınlanıyor . Her yer karanlıktı. Kötü bir his 🙂 Kahvaltı yaparak Saat 9 da Panoramik tur için otelin garajında diğer arkadaşlarla buluştuk 2.5 saat süren panoramik tur sonunda ,saat 12 de turdan ayrılarak planladığımız Paris turuna başladık.

Üçüncü Napolyon döneminde şehrin tekrar planlanmasından sorumlu olan Baron Haussmann Paris’in Ortaçağ’dan kalan bölgelerinin arasından geçen geniş bulvarlar açarak ve de Kartezyen (Dekart veya onun kuramlarına ait) bir düzen kurarak şehrin ışık ve temiz hava ile temasını sağladı. Haussmann’ın Paris’in vizyonu için öngördükleri, 19. yüzyılın en kapsamlı ve de etkisi en yaygın olan şehir planlamalarının başında gelmiş Toplam 25 bin bina yıkılmış 75 bin yeni yapılmış Günümüzde dahi yeni binalarda bu etki devam ettiriliyor. Bu tip binalara “haussmaniyen” okunuş olarak osmaniyen evler deniliyor .

Turumuz Benlux mağazasında bittiği için Önce hemen önündeki Louvre Müzesinin önünden geçerek Saint-Michel meydanına gittik. Oradan Sorbonne Üniversitesinin önünden geçerek Pantheon gittik.

Panthéon, Paris’in Quartier Latin bölgesinde bulunan bir yapıdır Fransız Devrimi sonrasında başa gelen hükümet, Panthéon’un kilise olarak kullanılmasına izin vermemiş, yapıyı Fransız entelektüellerinin gömüleceği bir anıt mezara dönüştürmüştür. O zamandan beri Panthéon iki kez kiliseye dönüştürülmüş, ama sonrasında yeniden anıt mezar fonksiyonuna geri dönmüştür.

Fizikçi Léon Foucault,1851’de bu yapının kubbesinden aşağıya sarkıttığı 67 metrelik bir Foucault sarkacı ile Dünya’nın kendi çevresinde döndüğünü ispatlamış, bu deneyiyle Fransa ve tüm dünyada büyük ilgi uyandırmıştır.

Panthéon’da gömülü olan bazı insanlar ve Panthéon’a gömülme tarihleri şöyledir: Voltaire (1791), Jean-Jacques Rousseau (1794), Joseph-Louis Lagrange (1813), Jacques-Germain Soufflot, Panthéon’un mimarı (1829), Victor Hugo (1885), Émile Zola (1908), Pierre Curie (1995), Marie Curie (1995), Alexandre Dumas (2002).

Önüden geçtiğimiz Sorbonne   üniversitesi

Buradan sonra Luxembourg Parkı ve Sarayı doğru yürüdük. Yol üstünde bir kafede Fransa’nın meşhur soğuk sandviçlerinden yedik.

Sonra park içinden geçerek Montparnasse ye doğru ilerledik

Montparnasse, Paris’teki bir mahalle. Pasteur Enstitüsü ve Montparnasse Mezarlığı bu mahallede bulunur. Kafe ve barlarıyla ünlüdür. Montparnasse, 20. yy’in başlarında, Paris’teki entelektüel ve sanatsal yaşamın kalbi haline gelmesiyle daha çok tanınır hale geldi. The Tour Montparnasse Paris’teki en uzun gökdelen ve AB deki 9. en yüksek bina . Paris e yakışmadığı fikriyle yapımından sonra Paris de gökdelen inşaatı yasaklandı

Ara sokaklardan ilerlerken bir görüntü

Daha sonra ara sokaklardan dolaşarak Ile de la Cité e gittik. En önemli eser Notre Damme Kilisesi

Notre Damme Kilisesi’ ne geldiniz mi, gerçek Paris’ e gelmişsiniz demektir. Çünkü Paris ilk olarak bu adada, “Ile de la Cité” de kurulmuş.

14. yüzyılda tamamlanan kilisenin içinde İncil’ de anlatılan hikayelerin bulunduğu kabartmalar ve göz alıcı vitraylar bulunuyor. İçeri giriş ücretsiz; ancak 387 basamak tırmanır bir de üzerine 7,50 Euro verebilirim derseniz North Tower’ a çıkarak müthiş Paris manzarasını ve 13 tonluk Emmanuel Çanını görebilirsiniz. 19. yy başlarında Paris şehir planlamacıları katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişlerdir. Ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini çekmek için Notre Dame’ın Kamburu adlı romanını yazmıştır. Roman, katedralin kurtarılması için kampanya başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır.

 

Sonrasında Île Saint-Louis

Île Saint-Louis, Seine Nehri üzerindeki diğer bir adacıktır. Burası, adeta şehrin ortasında sessiz sakin ve kendi hâlinde bir yer. Barok stilinde inşa edilen St-Louis-en I’Île Kilisesi adanın dikkat çeken mimari eserlerindendir. Dinlenmek içeriyi görmek için kiliseye girdik . Gerçekten içeride tarih kokuyordu.

Buradan ayrılarak Bastil meydanına ilerledik . Yolda camları dantelli çok şık ve de sıkışık bir kafe ye uğradık. Paris’teki kafeler gerçekten de çok sıkışık. Rahat rahat oturamıyorsunuz .Zaten adamlarda çok küçük evlerde yaşıyorlarmış.

Bir kahve içtikten sonra Bastil meydanına vardık.

Buradan metroya binerek Hotel de Ville de indik . Önünde buz pateni yapanlar ve atlı karınca vardı.

Yılbaşı sebebiyle metrolar 31 aralık günü saat 17 den ertesi gün 12 ye kadar bedavaydı. Buradan yürüyerek Saint-Michel meydanına gittik.

Bu meydandaki çeşmeye sırtınızı verdiğinizde sağda kalan tarafta çeşitli ülke mutfakları olan bir bölge var . Çok uygun ve lezzetli yemekler yiyebilirsiniz. Biz burada bir Fas lokantasına girdik. Aylin Meşhur kuskuslarından yedi Tabiiki de ben geçen akşamın acısını unutmadığımdan daha bildik tatlara yöneldim. Güzel ve uzun bir yemeğin ardından yavaş yavaş yürüyerek Concorde meydanına gittik

Yol üstünde  Bu bisiklet parklarından sıkça görebilirsiniz Bu bisikletleri kiralıyor ve herhangi benzer parkta bırakabiliyorsunuz . Havanın güzel olduğu zamanda ulaşım için düz Olan Paris’te en güzel alternatif

 

Güzel ve uzun bir yemeğin ardından yavaş yavaş yürüyerek Concorde meydanına gittik  Yine yol üstünde manzaralar

Conciergerie

    

Galeries Nationales du Grand Palais uzaktan görüntüsü

2010 İstanbul kültür başkenti projesi kapsamında Bizans’tan İstanbul’a sergisi var  Linki Burada

 

Concorde meydanı

 

Concorde ,Paris’teki en büyük meydan Concorde meydanı, Paris’in ve hatta Fransa’nın en önemli simgelerinden birisidir. Bunun yanında tarihi önemi de vardır; Fransız ihtilali sırasında giyotinler bu meydanda kurulmuş ve Marie Antoinette, 16. luis, Maximillien Robespierre, Danton gibi Fransız ihtilalinin önemli simaları bu meydanda idam edilmişlerdir. Şehrin pek çok yerinden görülebilen dönme dolap da bu meydanın louvre Müzesi’ne yakın tarafında kalır. dönme dolap arkaya alınıp düz gidildiğinde de Champs Eysees’e (Şanzelize Bulvarı), hiç de çekici olmayan ki gayet döküntü bir başlangıcı vardır bu caddenin bir başlangıçla giriş yapılır. yine bu meydanda bir dikilitaş yer alır. Hiyeroglifler Firavun Ramses 2 nin saltanatını anlatır Buradaki Dikilitaş’ın ise dünyada bir eşi daha olup, o da halen Mısır’ da bulunmaktadır.

Buradan Champs Eysees’e doğru yürüdük.

Lido Yılbaşı eğlencesi 500 €

Place Charles de Gaulle (l’Étoile) yaklaştıkça kalabalık arttı.

Parislilerin hâlen l’Étoile (yıldız) ismi ile andıkları bu meydan, Champs-Élysées’nin batı ucunda bulunur. Meydanın en önemli özelliği yıldız biçiminde, 12 caddenin birleşme noktasında oluşudur.

Meydanda bulunan Arc de Triomphe, I. Napoléon tarafından bir zafer anıtı olarak yaptırılmıştır. Üzerine Napoléon ’un kazandığı zaferler ile generallerin isimlerinin yazılmış olduğu bu zafer takının tepe noktasına asansör ile çıkılabilir.

Buradan metro ile Eiffel kulesini akşam görüntüsü için Trocadero meydanına gittik Burada bir bar bulup hemen içeriye girdik tüm kafelerde tuvalet kuyruğu vardı. Tatbikîde bizde bu kuyruklarda bekledik. Çok kalabalıktı güzel görüntü alalım diye kalabalığın arasına daldık ama pişmanda olduk . Geri dönelim derken bayağı bir zorlandık. Yeni yıla burada girdik .

Daha sonrada otelimize metro ile geri döndük.

Bu maalesef tüm müzeler kapalı olduğu için önceden planladığımız Château de Versailles (Versay Sarayı) gidemedik . İlk olarak metroyla Ressamlar tepesi ,Sacré Cœur tekrar gündüz gözüyle görmek için Montmartre’ye gittik.

Sacrecoeur Kilisesi1870 yılında inşa edilen bu bazilika size de biraz camiye benziyor gibi gelmedi mi? Bunun sebebi mimarının Müslüman olması. Sacre Coeur’ a gitmek için kafelerin ve mağazaların bulunduğu dar sokaklardan geçtik, gerçek Paris’ in burası olduğunu hissettim. La Savoyarde adında çan, kare şeklinde büyük bir kulenin içinde bulunur. Fransa’nın en büyük ve en ağır çanıdır. 1895 yılında Annecy kentinde imal edilmiştir ve Paris’e 16 Ekim 1895’te getirilmiştir. 18.835 kg ağrılında olan çanın çapı üç metredir. Dayandığı cisminin ağırlığı ise 7.380 kg’dır. İçindeki çekiç ise 1.200 kg ağrılındadır. Girişi bedava olan Basilique du Sacré-Cœur her gün saat 06h00’dan 23h30’a kadar açık.

 

Ressamlar tepesi

Sırada Meşhur Opera Opera Garnier,

Phantom of the opera buradan esinlenerek yazılmış. operanın louvre’a bakan girişinde ünlü müzisyenlerin (Beethoven, haydn gibi) büstleri vardır. 3. Napolyon için çizen Charles garnier’nin adını taşımaktadır…yapımı 13 yıl sürmüş, savaşlar yüzünden duraklamalar olmuş… önünde imparatora suikast düzenlenince sayın garnier doğu bölümüne bir pavyon daha eklemiş ki sayın imparator ayakları tozlanmadan locasına geçebilsin.. 1875 yılında mimar Charles garnier tarafından yapılan Paris in opera meydanında bulunan ve 1990 yılına kadar hizmet veren opera binasıdır.bastille opera binasının hizmete girmesinden sonra müze ve bale gösterilerinde hizmet veren tarihi binadır.bir diğer ismi "academie nationale de musique"dir.

Opera Garnier in güzelliğini kapatmamak için Fransızlar bu bölgede hiç ağaç dikmemişler .

Çevresinde dolanırken Ünlü mağazası  LaFayette

Buradaki özellik iç mimarisi çok güzel olduğu . Fakat mağaza kapalı olduğundan gezemedik . İkinci olarak vitrinleri. Aileler özellikle çocuklarını Buralara getiriyorlar.

    

 

    

Buradan Vendome meydanına gittik

Burası dörtgen olmasına rağmen sekizgen olarak algılanıyor. Ortasında etrafı Fransa’nın Austerlitz zaferlerini anlatan bakır bir rölyefle çevrili ve en üstünde Roma üniformalı Napolyon heykeli olan bir direkt var . Meydanda ölmeden önce Leydi Diana’nın kaldığı Otel Ritz ve çevrede dünyanın en meşhur mağazaları var .

Yol üstünde rastladığımız bir alet 🙂

Buradan yürüyerek LesHallese doğru gittik. Les Halles şehrin en civcivli mekanı, bu meydan ve meydandaki çok katlı devasa alışveriş merkezi alışverişin, gençlerin, kalabalığın odak noktası. Burası ile yan yana olan La Conciergerie i ziyaret ettik.

Burada bir İtalyan fastfood girip makarna yedik . Sonrasında Picasso’nun müze olan evine gittik Maalesef 2012 ye kadar kapalı olduğu yazıyordu.

 

Sonrasında kısa bir yürüyüşle l a place des vosges vardık

Buralar bazılarına göre Paris’in en güzel yeri Le Marais bölgesi.

Paris’in cihangiri ya da günümüzün trendlerini de göz önüne alırsak kule dibisi diyebileceğimiz entelektüel ve entel toplaşmanın fazla olduğu bir semt. Paris’in 3. ve 4. arrondissementlardadir.
10. yy’da bataklıklar temizlenmistir ve dini gruplar buralara yerleşmişlerdir. 12. yy.da bu bölgede tarım yapılmasına
izin verilmesiyle Paris’in yeme içme ihtiyacının bir bolumunum bu bölge karşılamaya bala mistir. 14. yy.da 5. Charles yeni yapılmış l’hôtel saint-pol’e yerleşti. yüzyıl sonunda le marais inkişafa geçti ve 6. Charles bazen l’hôtel saint-pol’de bazen de l’hôtel royal des tournelles’de kaldı.
Fransızların İngiliz işgali diye adlandırdığı donemde II Henry ve esi catherine de médicis burada kaldılar ve hatta montgomary’yle yaptığı yarış sırasında II. Henry ölünce dul esi de daha fazla burada kalmak istemedi. 1545’te buradaki sainte-catherine- ve du-val-des ecoliers dini gruplarından  ikincisi tarlaların satışı için gillaume payen’e başvurup yeni alanlar ve sokaklar açılmasına önayak oldu. 17.yy ise iv. Henry sayesinde le marais’nin altın cağı oldu..Paris’in en unlu olmasa da ilk şehir plancısı sayılan iv. Henry’nin eserleri arasında La place des vosges yer almakta.

Buradan metroyla Trocadero Meydanına tekrardan gittik. Buradan Eiffel kulesinin altına gittik

Çok sıra ve hava kapalı olduğundan Kuleye çıkmaktan vaz geçtik.

Hotel des Validesi doğru ilerledik

Bu görkemli bina, 1670lerde 14.Louis tarafından 4000 savaş gazisine ev olması için yaptırılmış. Fransız İhtilali sırasında işgalcilerin ilk durağı olmuş, buradan aldıkları 28.000 tüfekle Bastille Hapishanesinin yolunu tutmuşlar.ınvalides Napolyon gibi önemli askerlerin mezarının bulunduğu yer Yanındaki bu kilisenindi bir önemi olmamasına rağmen Napolyon’un küllerini buraya gelmesinden sonra kıymete binmiş ve kubbesinde 10 kg altın kullanarak Altın varaklı bir kubbesi olmuş.

 

Buradan yürüyerek Saint-Michel meydanına gittik. Paris Işıklar şehri her zaman her yerde gösteriyor .

Güzel bir aksam yemeği yedikten sonra Özellikle bagetleriyle meşhur Kaizer fırınına gittik Buradan bir baget satın aldık. Sonrasında otelimize döndük.

Sabah erkenden kalkarak Doğrudan Bu güne sakladığımız Louvre Müzesine gittik.

14. Louis’ in devasa sarayı olan bu bina dev bir at nalı planına sahip. Seine nehri kenarında bulunan Louvre, Orta Çağ’dan başlayıp 16. yüzyıla kadar süren bir yapım sürecinden geçmiş ve XIV. Louis’nin sarayı Versailles’a taşıyana kadarki dönemde saray olarak kullanılmıştır. 1793 yılında devrimciler burayı, halka açık bir müzeye dönüştürmüşlerdir.Avrupa’ nın enine doğru en uzun binası öyle ki yere yatırılıp arka arkaya eklenmiş üç Eiffel Kulesi’ nden bile uzunmuş. Mitterand’ ın 1981 yılında başlattığı Louvre’ u Geliştirme Projesi sebebiyle inşa edilen Cam Piramit (Grande Pyramide), müzenin üç kanadını birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görüyor. Yüzeyinde 666 penceresi var. Piramitin Louvre’ un asaletini bozduğunu düşünen Fransızlar çok sayıda.

 

60.600 metrekarelik bir alana yayılmış olan ve M.Ö. 6000’li yıllardan M.S. 19. yüzyıla kadarki dönemden neredeyse 35.000 esere ev sahipliği yapan müzede; pek çok heykel, resim, çizim gibi eserlerin yanı sıra Antik Mısır objelerini, Yakın Doğu parçalarını, Yunan ve İslam eserlerini ve Milo Venüsü, Mona Lisa gibi Avrupa sanat tarihinin pek çok önemli eserini görmek mümkündür.

Mona Lisa

Venüs de Milo Antik Yunan Heykel sanatının en ünlü örneklerinden birisidir. Afrodit Yunan Mitolojisinde aşk tanrısıdır ve temsilî gezegeni Venüs’tür. Venüs de Milo 203 cm yüksekliğinde ve mermerden yapılmıştır. Antik heykel 1820 yılında Yunanistan’ın Milos Adası’nda bulunmuştur. XVIII. Louis (19. yy. Fransız Kralı) heykeli Fransa’ya getirtmiştir ve Venüs de Milo adlı şaheser günümüzde hâlâ Louvre ‘da sergilenmektedir.

Kanatlı Zafer Heykeli veya Kanatlı Zafer Anıtı, Yunan mitolojisi zafer tanrıçası Nike’nin MÖ 3. yüzyıldan kalma mermer heykelidir. Sema direk Kanatlı Zaferi veya Sema direkli Nike olarak anılan heykel 1884 yılından beri Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Helen döneminin en önemli ve güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen heykelin, heykel sanatı başta olmak üzere Batı sanatını önemli oranda etkilediği düşünülmektedir.

Zamanında Sema direk Tapınak Kompleksinde yer alan ve bu kompleksin önemli bir parçasını oluşturan heykel 1863 yılında Ege Denizindeki Sema direk adasında heykelin parçaları keşfedilmiştir. Her ne kadar bulunan parçalar birleştirilse de parçaların arasında kol ve baş kısımları bulunamadığı için bugün eser başsız ve kolsuz bir biçimde sergilenmektedir. 1950 yılında bir arkeolojik kazıda heykelin eli olduğu düşünülen bir parça daha keşfedilmiştir. Eserin MÖ 3. yüzyılda, 220-190 yılları civarında, büyük ihtimalle bir Yunan deniz zaferi anısına yapıldığı düşünülse de eserin sanatçısı hakkında herhangi net bir bilgi yoktur. Bununla birlikte gerek heykelin kaidesi de "Rhodios" lafzına rastlanması, gerekse diğer bazı teknik sebepler sonucu heykeltıraşın Rodos kökenli olduğu ileri sürülmüştür.

 

İzmir sergisini görmek beni çok heyecanlandırdı Paris’te yapılan tanıtım hem de bu müzede çok önemli

 

Antik Mısır

Bazen bu bölümü izdihamdan dolayı kapatıyorlarmış

Hammurabi yazıtı

İran

Saray bölümü

tavan işlemeleri

O kadar sanat eseri var ki biz çok hızlı bir tur attık . Her eserin önünde 1 dk. dursak 1yılda  gezilemez bir müze

Louvre Müzesine ait kısa videolar

    

 

    

 

    

 

    

 

    

 

    

 

    

Saat 16.30 da Havalimanına doğru hareket olacaktı ve tur ile buluşmak üzere otele döndük . Buradan saat 17 00 de havalimanına gittik 10 dk lık bir gecikmeyle 19.40 da İstanbul’a uçtuk Akşam hava açıktı ve yukarıdan Paris görüntüsüde çok güzeldi.

Seyahat içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Günübirlik Kos

 

 

   Babamın okuldan  arkadaşı  Osman amcanın oğlunun düğünü vesilesiyle Bodrum’a gidilecekti Fakat gitmişken boş gitmeyelim bir plan yapalım dedik ve Kos a gitmeyi planladık. İnternetten nasıl gidilir nereleri gezilir ne yapılır planlamalarından sonra  cumartesi sabah saat 6 15 da yola çıktık . Yavaş bir seyirle saat 8 45 de Bodruma vardık. Doğru limana gittik . Biletlerimizi alıp (günü birlik gidiş dönüş 60 tl )pasaport kontrolleri ve çıkış harcını (15 tl) yatırıp feribota çıktık Saat 9 30 da kalması gereken feribot saat 10 00da kalktı.

 

Bir saatlik yolculuktan sonra Kosa ulaştık. Önce Lazkiye camii’ni kaleyi ve Roma formunu dolaştık .

 

 

Lazkiye Camii. Şimdilerde kapalı kullanılmıyor.

 

 

Hipokrat bu ağacın altında ders vermiş diyorlar Fakat aslında bu yanlış bilgi. Çünkü ağaç 2500 yıllık değilmiş

 

 

Osmanlı Çeşmesi

 

Kalenin girişi

 

 

 

 

Kale girişi 3 euro

 

 

Kaleden liman görüntüsü

 

 

Kaleden  Bodrum

 

 

 

Cami ve Kilise aynı karede

 

 

Roma Forum

 

 

 

Daha sonra scooter kiralamak istedik ama sezon sonu nedeniyle bulduğumuz  iki yer kapalı ve birisinde de iyi scooterlar yoktu Yolda kalmak hele de günübirlik gitmişken hiç istemediğimiz bir olaydı. Bizde vazgeçerek Kos un içinde  gezdik.

Gezerken gözümüze çarpanlar

 

 

 

Hipokrat ders verirken

 

 

Bu ağaçları Rodos da görmüş çok hoşuma gitmişti.

 

 

 

 

 

Bu kadar gezmek yeter deyip Dalıyoruz bir “tabebna” ya

Alexandros un yeri

Nefis şarap eşliğinde peynir ve deniz mahsulleri

Kedilerde nöbette

 

 

“Evet ben bunun için gelmiştim”  diyor

 

 

Ara sokaklardan gezerek Barbayani (Ouzo) ve JackDaniels almaya gittik

 

 

 

Son olarak frape içip Kos’a daha uzun  gelmek üzere veda ettik

 

Fakat gün bitmedi. Akşama eğlencemiz vardı

 

Seyahat içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Gecikmiş bir gezi : Güney Doğu Anadolu Gezisi

İki senedir yapmayı hep istediğim bir türlü yapamadığım bir geziydi . Geçen yıl Cahit abiyle İran turu için sözleşmiştik. Fakat bir türlü gerçekleştiremedik .Ortaya çıkan bu boş zaman bu turu yapmak için bulunmaz bir fırsattı. Tam bu geziyi düşünürken gelen Nuri abi “Bu sene bir yerlere gitmiyormuyuz “ demesiyle çalışmalara başladık . “Nereler gezilir ne yenir ne içilir” için Gezi 2007 kitabı ve sanal ortamdaki daha önceki yapılan gezileri inceleyerek planlarımızı ve rezarvasyonlarımızı yaptırdık.

Gpx izlek dosyası burada

15 eylül sabah 7 30 da yola çıktık .

Rota

GDA gezisi

 http://www.everytrail.com/swf/widget.swf
Map your trip with EveryTrail

 

Amacımız sadece Güney Doğu Anadolu yu gezmek olduğu için hızlı bir şekilde Gaziantep e ulaşmak oldu.Yolda amera çekimleri demesi yaptık fakat başarısız oldu

 

Bu gün için sadece 1100 km olan yolu en sıhatli bir şekilde geçirmekti. Konya üzerinden Aksam 7 30 da Gaziantep öğretmenler evine vardık. Hemen bir duş alarak yemek ve biraz da dolaşmak için şehrin sokaklarına daldık . Gayet güzel bir yürüyüşten sonra .Sabah erkenden kalmak üzere otelimize geri döndük.

 

16 eylül.

Rotası

Sabah saat 7 de uyanıp duşlarımızı alıp kahvaltıya indik. Sonrasında Önce Kaleye gittik .Kaleye doğru giderken Nuri Mehmet Paşa Camii gördük.

 

Sonra kaleye doğru devam ettik. Kale, retorasyon nedeniyle kapalıydı.

Sonrada yaşayan eski çarşılara doğru gezeye başladık.

Kalenin hemen önünde İnceoğlu hanı var.1890 da yapıldığı sanılıyor.

Hemen yanında da Tahtani Camii

Biraz ilerisinde Zincirli Bedesten var. Tadilatı yeni bitmiş .

Buradan Bakırcılar Çarşısı başlıyor.

Bütün hanlar içiçe girmiş. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Gaziantep belediyesi çok güzel işler çıkarmış.

 

Tütün Han

Yemeniciler

 

Hacı Veli Camii

 

Bölgenin eski adamları

yeni adamları

 

Çarşıları dolaştıktan sonra Mevlevihane ye gittik.1635 den beri burada .İçeride çok değerli el yazması altın ve gümüş varaklı Kur’an-ı Kerim’ler var .

 

Karşı avluda ki bölmede bölgenin değişik motiflerde eski kilim ve halıları sergileniyordu.

Buradan çıkıp hemen yanındaki Tahmiş kahvesine gittik.

Buraya özgü menengiç kahvesinden içmek istedik ama anca öğleden sonra gelebileceğini söyledi.

Bizde 100 metre ileride bulunan Boyacı Camii ne gittik. 13.yy dan beri burada olan bir değer .

 

 

Sonrasında yine çok yakınında olan Hz Yuşa Peygamber ve Pürsefa Hz. Türbesini gördük

 

 

Yine bakırcılar çarşısını başka sokaklarından geçerek arkeoloji müzesine doğru ilerledik .

Kaledeki restorasyonçalışmaları

Yolumuza çıkan başka bir değer 1681 yılında yapılan Şirvani Camii . Kalenin hemen diğer yanında .

 

Çok az ilerlediğimizde Medusa Cam müzesini gördük Giriş 4 lira Türkiyenin Koç Müzesinden  sonra enbüyük cam müzesi. Ayrıca içeride telkari işçiliği ve cam işçiliği yapılıp sergileniyor.

Hitit kralının çocuğunun oyuncakları olduğu söylendi

Ender bulunan  cam anfora

Yine çok az görülen gülen bir heykel

Belediyenin bahçıvanları güzel işler çıkartmış

Sonunda çok merak ettiğim Gaziantep Arkeoloji müzesine gittik. Şu an için sergilenen miktar bakımında dünyanın 2. büyük mozaik koleksiyonuna sahip . Yeni sene (2010) yeni arkeoloji müzesinde depolarındaki sergileyemediklerinide sergileyip dünyanın enbüyük mozaik koleksiyonuna sahip olacaklarmış. Gerçektende harika eserler var (Hastasıyızzz  🙂 )

Zeugma nın sembolu kız

Buradan sonra hedef depoları doldurmak üzere doğruca İmam Çağdaş Kebabcısına gittik .Zincirli bedestenin hemen karşısında .Önce fındık lahmacun sonrada AliNazik ve baklava yedik. Resim koymuyorum . Çünkü her Güney Doğu Anadolu gezisi okuduğumda müthiş acıkırım. Zaten bunları yazarken bile ağzımın suyu akıyor . Yok böyle bişeey

Yemekten hemen sonra Belkız a gittik. Burada kazı alanına baktık Bir takım çalışmalar vardı.

Fıstık tarlaları arasındabir yol

Burada dinlenme yerinde bir çay içip doğruca Bireciğe doğru ilerledik.Birecik panoraması

Birecik de durmayıp Halfeti’ye doğru ilerledik.

Orada İbrahim ve kardeşi Müslümle karşılaştık. 50 lira karşılığında gezinti teknesiyle Rumkale ve Savaşanlar köyünü gezdik..

Savaşanlar Köyü Panoraması

RumKale

 

Müslüm’den Nergiz in hikayesini dinledik. ( Savaştan korumak için Kral , dillere destan yakışıklı oğlunu kuyuya saklar . Kuyuda suyun üstünde kendinin gören prens, kendine aşık olur ve dokunmak isterken kuyuya düşüp boğulur ve burada bir çiçek açar . Nergiz çiçeğinin buradan geldiği söylenir )

RumKaleden görünüm

tekrar Halfeti

Halfeti yi çok seven Nuri abi burada kalım deyince tamam deyip kaymakamlığa ait misafirhanede kalıyoruz .Ama size tavsiye etmiyorum . Sağolasın İbrahim çok yakından ilgilendi ama konaklama olanakları bakımından iyi değil berbat bir odaya üstelik 50 tl istediler. Aksam bölgeye ait şabut balığı yedik .Gece boyunca İbrahimle bölge hakkında sohbet ettik.

17 eylül

Rota

 

Sabah yina akşam yemek yediğimiz yerde kahvaltı ettik İbrahim sağolsun sabah sabah simit ve pastalar getirmiş

Buradan doğruca Harran a gittik .

Daha önce okuduklarımdaki gibi zamk gibi çocuklar vardı burada . Kurtulmak için birine para versek diğerleri geliyordu .

Hemen girişte, “gelin sizi Harran kültür evine götürelim” diyen gençle beraber gittik. Tutturdu ben sizi gezdireceğim diye .İlk üniversite kalıntıları ve sarayı yarım yamalak aralarda palavralar sıkarak anlatan genç sonra yok sizi çevredeki yerleri gezdireceğim diye tutrunca biz şaşkın ve tırsık biçimde evet dedik .

Ulu camii ve üniversite kalınıtları

Kervansaray

Sonrasında Bazda mağrasını ,

Han el-Ba’rur Kervansarayını

 

ve Şuayp şehrini gezdik .

Gezi sonunda istemeyek rehbere bizden istediği 50 tl yi verdik .Siz siz olun elinizde bir rehber kitap versa sakın rehbere para kaptırmayın .Buralar sizi sövüşlemek isteyen insanlarla dolu. Heryer pis tarihi eserler sadece yıkıntı ve döküntülerden ibaret.Hele ki kokular berbat . Bir daha gidermiyim: hayır gitmek istemem L .

Sonrasında Urfaya dönerek Öğretmenler evine yerleşiyoruz. Hemen bir duşun ardından Balıklı göle gittik .

Hz İbrahim peygamberin ateşe atıdığı yer

Soldaki ahşap kapı Hz. İbrahim peygamberin doğduğu mağra

Kaleye kapalı olduğundan çıkamadık ; ama mağra restorantların bulunduğu yerlerden şehir manzarasını izledik.

Sonrasında Gümrük hana gittik.

Tam iftar vakti olduğundan tüm esnaf tezgahların başında orucunu açıyordu.

Gümrükhan da Urfanın meşur ciğerini yedik. Tüm urfada ara sokaklarda keldırımlarda her yerde ciğerciler var. Günün her vaktinde bölge insanı acı ve ciğer yiyiyor. Daha sonra yolda Dedeoğlu tatlıcısını gördük . Burada ilk defa peynirli baklavayı denedim . 🙂 Daha sonra yüreyerek otele geri dönüyoruz .

18 eylül

Rota

Sabah yine kahvaltıyla başlıyoruz ama bu yazmadan geçemeyeceğim gerek Urfa’daki gerekse Antep’teki Öğretmenevleri güzel ama kahvaltıları çok kötüydü. Erkenden yola çıkıyoruz. Hedef Mardin . Öğleyin Mardine gidiyoruz. Doğruca DeyrulZafaran Manastırına gittik. 12.00-13.00 saatleri arasında kapalıymış. Bizde buradaki kafeteryada yöreye özgü Sembusek (kapalı lahmacun) ve yine Mardine özgü şekilde içliköfte yedik. Üzerine tavsiye olarak Zararan çayı içtik benim çok hoşuma gitti . Hatta çıkışta bir paket aldım.Ziyaret saatin geldiğinde Alex isimli rehber eşliğinde Manastırı gezdik.

güneş tapınağı

Mardin ve sokakları

Sonra tavsiye üzerine Otel Artukluda konakladık . Otelde biraz dinlendikten sonra ( ben bu arada motoru kabaca yıkadım) Kendimizi Mardin sokaklarına attık. Mardinin dar sokaklarında dolaşarak Rıdonun yerine (kebap salonu) geldik fakat ramazandan dolayı kapılıydı. Bizde Cerciş Murat konağına gittik. Güzel bir yamekten sonra yine sokaklarda dolaşarak otelimize geri döndük. Malesef motorları koyduğumuz yerde hazımsız birileri motorumun üstüne şekerli çay  boca etmiş . İşte burası Butik otel . Çok küçük bir oda her yer ıslak banyo, ıslak havlular. Kesinlikle tavsiye etmiyorum Fiyat ve servis arasında uçurumlar var. (otelimiz olduğu için rahatlıkla bu yorumu yapabilirim)

Otelden manzaralar

 

19 Eylül

Rota

Akşam haberlerde izlediğimiz Sabahda belediyenin şiddetli yağmur anonsuyla istemeye istemeye Mardin den erkenden ayrıldık. Midyat a doğru ilerledik.Önce yanlışlıkla Estel e girdik Bu bahaneyle Ulu Camii de görmüş olduk. Daha sonra Midyat’a gittik .Tam motorlardan indik ki burada da belediyenin yağmur anonsuyla karşılaşınca fazla gezemeden Midyat’dan ayrıldık. Böylece ileride buraları tekrar gezme bahanemiz doğmuş oldu 🙂

Midyat

Hedefimiz Hasankeyf di Hasankeyf gerçekten çok etileyi bir yer . El Rızk Camii hala çok etkileyici.

 

Kaleyi ezdik sonrada

 

Dicle kıyısında çay içtik. Sonrada Batman’a doğru ilerledik

Uzun Hasanoğlu Zeynel Bey Türbesi

Yolda petrol kuyuları vardı.

Günlerden arife olduğundan herkes oruçlu. Batman da giridiğimiz petrole nerede yemek yenir dediğimizde bu gün her yer kapalı cevabını aldık. Bizde yol üstünde nasılsa bir yer bulunur diye Diyarbakıra doğru ilerledik.

Biz buradaydık fotosu

Siverekten feribota doğru ilerledik. Geldiğimizde Çok uzun Feribot kuyruğu vardı. Tabiki bizim motorlu olmamız ve işimizi kolaylaştırdı ve de çok dikkat çekti .Herkes motorların başına gelip kaç lira (herzaman 1. soru) kaç basıyor . üşümüyormusunuz, vb sorulara sabırla ve nezaketle cevap verdik .

Karşıya vardığımızda Karadut köyüne gitik Burada Euphrat Motelde akşam yemeği kahvaltı konaklama dahil iki kişi 100 tl ye sonrada sıcak su olmadığı için 80 tl ye kaldık.

20Eylül

Rota

 

Akşamdan yağmur yağdığndan haberlerde de gün boyu yağmurlu gösterdiğinden sabah gün doğumunu izleyemeyeceğimiz için erken kalmayı gerek duymadık. Ama hata ettiğimizi meteorolojiye her zaman güvenilmeyeceğini daha sonra anlayacaktık.

Sabah sallana sallana kahvaltı kısmından sonra nemruta hareket ettik. Burada Alman 2 motorcuyla karşılaştık. Biraz sohbet sonrasında yukarıya tırmandık .

Doğu Terası

 

Sonradan Harleyleriyle İsviçreli motorcular geldiler .

Batı Terası

Fotoğraf çekiminden sonra aşağıya inerek Arsemia ya doğru ilerledik . Burada da İtal bir çiftle karşılaştık.Paolo ve Monica. Biraz sohbetten sonra gün doğumunun çok güzel olduğunun ve havanın gayet güzel olduğunu anlattılar. Bir daha gelmek için 2. bahanemizde ortaya çıktı 🙂

Arsemia

Bu mağra 75 m derinliğie iniyormuş . İtalyan arkadaşlarla indik ama mağra göçmüş

Beraber Harabeleri gezdik daha sonra Cendere köprüsü ve Karakuş tümülüsünü görmek için ayrıldık.

 

Cendere  köprüsü

Karakuş Tümülüsü

Kahtada yemek molası için durmuştuk ki İtalyan çiftle tekrar karşılaştık ve onları yemek yemeğe davet ettik. Baraj gölünde uzun bir sohbet ve yemekten sonra Atatürk barajına kadar beraber gidip Fethiyede buluşmak üzere oradan ayrıldık Bu çift 1 ay boyunca ara köy yollarından Anadoluyu dolaşacaklarmış.

Sonrada Zumo en hızlı dönüş yolunu çizerek Urfa, Antep üzerinden Mersin istikametini gösterdi. Tam Antep e geldiğimizde Maraş’da dondurma yemediğimiz aklımıza gelip dondurma yemek ve akşamı geçirmek için Kahramanmaraş’a döndük. Akşamına Maraşın en eski dondurmacının dondurmalarını tavsiye üzerine çeşitli tatlılılar süsleyerek midelerimize bayram cefası çektirdik.

21 Eylül

Rota

Sabah kahvaltının ardında artık gezinin verdiği yorgunlukla sallana sallana yola çıktık. Öğleyin soluğu Tantuni ve künefe yemek için Mersin’de aldık. Adana dan geçerken bayram nedeniyle uğramadığımız Osman Melikoğlundan özür diliyorum .Osman söz : geziler gezileri doğuruyor . Sadece Adana ,Mersin, Hatay ı içine alacak gezide yanına uğramadan geçmeyeceğim

Otobanda sıkıldığım anlarda bir enstantane

Mersinden sonra görevimizi ifa etmiş suratlarla  🙂 Mut Ermenek Taşkent yoluna vuruyoruz motorları.

Harika virajlarla soluğu aksam üstü Taşkent’e Belediyenin Pirler kondu otelinde aldık. 2 kişi 35 tl ile turun en ucuz oteliydi. Bu arada hava da 9 dereceye kadar düştü. Otelde ayrıca Tek Türkiye dizisinin ekibi varmış yer konusunda şanslıydık.

22 Eylül 09

Rota

Sabah yine kahvaltı sonrası sallana sallana hazırlanarak Bozkır ,Akseki yolu ,Manavgat ve Antalya üzerinden dönüşe geçtik . Güzergahın en iyi yolu bu aradaki Manavgat, Konya yoluydu Asfalt çok temizdi çok güzel bir performasla aşağıya indik . Akşam üstü evlerimize vardık.

 

Tur boyunca 3720 km yol aldık ve hiç trafik cezası almadık. Masrafımızın yarısından fazlası benzin oldu Yaklaşık 730tl. En kötü kaldığımız yer Halfetide kaymakamlık misafirhanesiydi. En pis yer Harran ve çevrsiydi. En sevdiğim şehir tabiiki Mardin En iyi otel Urfa Öğretmenlerevi. En iyi lokanta  İmam çağdaş Gaziantep .Gezinin olmazsa olmazı Gaziantep Arkeolji Müzesi .

Bu gezinden çıkardığım sonuç : Gezilecek çok köşe ,tanınacak çok insan var.

Seyahat içinde yayınlandı | 1 Yorum